İzlanda’dan kalkan ABD uçakları Rus denizaltısı peşinde
1949 yılında NATO üyesi olan ve askeri bir gücü bulunmayan tek ülke unvanını taşıyan İzlanda, geçtiğimiz günlerde dikkat çekici bir ABD hava operasyonuna Keflavik Havaalanı’nda destek verdi. Bu havaalanından kalkan ABD’ye ait P-8A Poseidon deniz devriye uçakları, Norveç Denizi açıklarında sinyali tespit edilen bir Rus denizaltısını bulmak ve takibe almak için havalandı. İddialara göre, bu denizaltı Norveç Denizi’nde tatbikat yapan ve üzerinde 75 civarında savaş uçağı taşıyabilen Amerikan uçak gemisi USS Gerald R. Ford’a yaklaşıyordu.
USS Gerald R. Ford
Çok uluslu bir operasyon ve İzlanda’nın konumu
Bu operasyon, yalnızca ABD’nin tek başına yürüttüğü bir eylem değildi. NATO ittifakının kolektif savunma çabalarının bir parçası olarak, İngiltere ve Norveç de kendi denizaltı savunma uçaklarıyla bu aramaya destek verdi. İngiliz uçakları İskoçya’daki RAF Lossiemouth üssünden, Norveç uçakları ise kendi Arktik üslerinden havalandı. Uluslararası basında yer alan haberlere göre, operasyonun yoğunluğu dikkat çekiciydi; birkaç gün içinde düzinelerce uçak 27’den fazla keşif uçuşu gerçekleştirdi.
Pasifist kimlik mi, stratejik ortaklık mı?
İzlanda’nın kendi ordusu olmamasına rağmen bu tür askeri operasyonlara ev sahipliği yapıp destek vermesi, ilk bakışta çelişkili gibi görünebilir. Ancak bu durum, ülkenin NATO içinde benzersiz jeopolitik konumunu ve stratejik önemini ortaya koyuyor. İzlanda, ordusu olmamasına rağmen NATO’nun kurucu üyelerinden ve Keflavik üssünün stratejik konumu, İttifak ve ABD hava kuvvetleri için hayati bir öneme sahip. Kuzey Atlantik’te, Grönland ile Birleşik Krallık arasında yer alan ve “GIUK Boşluğu” olarak bilinen stratejik geçiş noktasında bulunan İzlanda, Rus denizaltılarının Atlantik Okyanusu’na çıkışını izlemek için de oldukça kritik bir rol üstleniyor. Soğuk Savaş döneminde de bu amaçla kullanılan Keflavik Havaalanı, 2006’da ABD tarafından boşaltılmasına rağmen, Rusya’nın askeri faaliyetlerindeki artışla birlikte yeniden önem kazandı.
Keflavik Havaalanı
İzlanda, kendi savunma gücünü kurmak yerine, NATO’nun bu stratejik geçiş yolunu denetlemesine izin vererek kolektif güvenliğe katkıda bulunuyor. Bu tür operasyonlara ev sahipliği yapmak, İzlanda’nın uluslararası barış ve güvenliğe olan bağlılığının bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu eylemler, İzlanda’nın barışçıl duruşuyla çelişmek yerine, ittifakın bir üyesi olarak üstlendiği sorumluluğun bir parçası olarak görülmelidir. Operasyon, aynı zamanda Rusya’ya, NATO’nun bölgedeki denizaltı faaliyetlerini yakından izlediğine dair net bir mesaj niteliği taşıyor.
Reykjavik sahillerinde nükleer saldırı tipi ilk ABD denizaltısı
Bölgedeki askeri hareketliliği takip edenler, son hava operasyonunun İzlanda’daki ABD askeri varlığının ilk sinyali olmadığını hatırlatacaktır. Temmuz ayı başında, İzlanda tarihinde ilk kez Los Angeles sınıfı nükleer bir ABD saldırı denizaltısı (SSN) Reykjavik kıyısında demirlemiş ve bu olay ABD ile İzlanda arasındaki askeri ilişkilerde yeni bir seviye olarak değerlendirilmişti. Bu gelişme, Atlantik’teki askeri varlığın yalnızca havada değil, denizde de arttığının en somut kanıtlarından biri oldu. Söz konusu operasyon ve denizaltı ziyareti gibi adımlar, İzlanda’nın Soğuk Savaş’tan sonra yeniden kritik bir askeri üs haline geldiğini ve Kuzey Atlantik’teki stratejik dengede oynadığı rolün giderek büyüdüğünü gösteriyor.
Reykjavik sahil, ABD saldırı denizaltısı (SSN)
İzlanda’nın yeni güvenlik ve savunma politikası
İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir haziran ayında Brüksel’de NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede İzlanda’nın yeni güvenlik politikalarına uygun olarak ülkenin savunma harcamalarını artıracağını belirtmişti.
Frostadóttir, “Şu anda NATO’daki özel stratejik konumumuza odaklandığımız yeni bir güvenlik ve savunma politikası geliştiriyoruz ve savunma harcamalarına daha fazla para harcamaya hazırız. Keflavìk Hava Üssü’ndeki tesislerimizi, limanlarımızı ve genel ev sahibi ülke desteğini güçlendirmek istiyoruz.”
İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte
Son dönemde bu askeri hareketlilik ve İzlanda’nın barışçıl politikalar ekseninde varlığını ne kadar daha sürdürebileceği tartışmalarını da ülke gündemine taşıdı. Ülkenin silahsız ve ordusuz geçmişini geleceğe taşımak ve bu kimliğin İzlandalı olmanın bir parçası olduğunu savunanlar kadar, bölgedeki gelişmeler ve NATO’nun bir parçası olmak için askeri gereklilikleri karşılamak gerektiğini düşünenler de…
Hemen her konuda olduğu gibi İzlanda’nın kendine özgü yapısı, siyasi ve jeopolitik konumu onu dünyada yaşanan gelişme ve çalkantılardan uzak tutmaya yetecek mi?