Yunan adalarında yaygın olarak görülen mavi ve beyaz evlerin renk seçimlerinin kökenleri, romantik bir tercih olmaktan çok daha fazlasına dayanıyor. Bu evlerin renginin, 20. yüzyılda yaşanan kolera salgını ve dönemin ekonomik zorluklarıyla şekillendiği ortaya çıktı. Yunanistan’ın mimari kimliğiyle özdeşleşen bu renk paleti, hijyen endişeleri, uygun malzeme temini ve siyasi kararların bir araya gelmesiyle oluştu. Günümüzde turistik bir simge haline gelen bu görünümün temelleri, 1938 yılında ülkeyi etkisi altına alan kolera salgını sırasında atıldı.
1938’de yaşanan kolera salgınına karşı önlemler almak amacıyla hükümet, evlerin topluca kireçle boyanmasını zorunlu kıldı. Kireç, dezenfektan özellikleri sayesinde bakterileri yok etme kapasitesine sahip olduğundan, bu uygulama hastalığın yayılmasını engellemeyi amaçlıyordu. Bu durum, Yunan yerleşim yerlerinin genel görünümünün beyaza dönmesine neden oldu.
Evlerin kapı ve pencerelerinde tercih edilen karakteristik mavi rengin ise ekonomik nedenlerle ortaya çıktığı belirlendi. O dönemde yaygın olarak bulunan ve oldukça uygun fiyatlı olan “Loulaki” adı verilen mavi çamaşır deterjanı, boya masraflarını azaltmak isteyen yerel halk tarafından renklendirici olarak kullanıldı. Mavi renk, bir moda akımından ziyade halk için en erişilebilir ve düşük maliyetli seçenekler arasında yer aldı.
1967 yılında iktidara gelen askeri yönetim, mavi ve beyaz kombinasyonunu ulusal kimliğin bir simgesi olarak kabul etti. Çıkarılan yasalarla adalarda bu renklerin kullanımı zorunlu hale getirilerek mimari standartlar belirlendi. Takip eden yıllarda bu katı kurallar biraz esnetilmiş olsa da, mavi-beyaz konsepti global bir turizm markası haline geldiği için yerel halk ve işletmeler tarafından sürdürülmeye devam etti.