Tarımda teşvik ücretindeki dengesizliği 5. bakan da çözemedi!

İyi niyetle çıkarılan ama dağıtımda bir türlü dengeyi yakalayamayan mevzuat

Tarım Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren ve yaklaşık 5000 çalışanın olduğu Ar-Ge, bitki ıslahı ve tohum üretim kuruluşlarında, tarımsal araştırma ve üretimi teşvik amacıyla çalışanlara ödenen ücretteki dengesizliğin tartışması bir türlü bitmiyor.

Tarımda, iyi niyetle çıkarılan ama dağıtımda bir türlü dengeyi yakalayamayan, bitkisel üretimin kaynağı olan Ar-Ge’yi ve üretimi teşvik primindeki dağıtım şekli; itirazlar, şikayetler ve mahkemelere konu olmaya devam ediyor.

Tarımda, fikri ve sınai hakları koruma kapsamında ele alınarak 2004 yılında çıkarılan “Yeni Bitki Çeşitlerine ait Islahçı Haklarının Korunmasına ilişkin kanun” ve buna dayanılarak çıkarılan mevzuatın uygulamadaki sorunları bir türlü bitmiyor.

Islah ve biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilerek tarımsal üretime kazandırılan tohumlukların üretiminden gelen gelirinin, nasıl taksim edileceğini belirleyen yönerge sık sık değiştirilmesine rağmen, tartışmaları bitiremediği gibi sorunun kronikleşmesine neden oluyor.

Gerçekte devlet kurumları olan ve bitki çeşidi geliştirmek ve ıslah etmekle görevli bu kurumlarda, bu işi yapsınlar diye devlet tarafından görevlendirilen çalışanların, aldıkları maaşın yanında, geliştirdikleri bitki çeşitlerinden elde edilen gelirden de hak talep etmeleri ve bunun da mevzuatla garanti altına alınması ne kadar doğru bir uygulamadır? Bu uygulamada dikkat çeken önemli hususlardan biri de çalışanların emek ve mesai süreleri aynı olduğu halde ödeme miktarlarının büyük farklılıklar göstermesidir.

Devletin ortağıymış gibi, gelirin %50’si veriliyor kalan %50’lik kısmının ise bu alanda kullanılması şartı var!

Devlet; arazisini, binasını, makinalarını, tüm alet-edevatını veriyor, servisini ayarlıyor, tüm alt yapısını hazırlıyor; Ar-Ge yap, bitki ıslah et, tohum üret, tarımsal üretimi artır diyor. Bunun için maaş ve imkan veriyor. Ancak ortaya çıkan ürün, kanunda geçtiği üzere, devletin olmasına rağmen, bu alanda çalışana, devletin ortağıymış gibi, gelirin %50’si veriliyor. Hatta miras olarak mirasçılarına devredebiliyor. Hem de gelirden, masrafların hiçbir miktarı düşürülmeden! Hatta devlete kalan %50’lik kısmının ise bu alanda kullanılması şartı var!

Talep edilen %50’lik ücretin asıl konusu olan Islah edilmiş yeni bitki çeşidi, aslında yepyeni bir çeşitten öte, önceki çeşidin veya standartların %1 civarında gelişmişidir. Bu durumda “yeni çeşit” tanımlaması da göreceli kalmış oluyor. Bunların hepsi makul görülse de, gelirin Ar-Ge’yi teşvik amacıyla çalışanlar arasındaki dağıtımında 10 katı geçen farkların oluşması uygulamayı garabet haline getiriyor.

Arpa ve buğday bitkilerinde çalışan bitki ıslahçıları ve bazı Ar-Ge’ciler bu mevzuat kapsamında diğer bitkilerde çalışanlardan en az on kat fazla pay alabiliyorlar

Devlet; Ar-Ge yap, bitki çeşidi geliştir, ıslah et, ülkenin tohumculuğunu ilerlet, tarımsal üretimi artır diyerek yurtiçi ve yurtdışında, tüm masraflarını karşılayarak ve imkanlarını seferber ederek yıllarca eğitimlere gönderiyor, teknik olarak yetiştiriyor. Sonra tüm masraflarını karşılayıp maaşını ödeyerek tam yetkiyle görev veriyor. Bu görev dağılımında kimi baklagil bitkisinde çalışıyor, kimi yem bitkisinde çalışıyor, kimi arpa bitkisinde, kimi tahıl bitkisinde çalışıyor, kimi makinalı alanda çalışıyor, kimi tohum üretiminde, vs. çalışıyor. Bu arada konu bazlı görevlendirme yapılırken herhangi bir sınava veya özel şartlara tabi tutulan da olmuyor. Ancak özellikle tahıl ve arpa bitkisinin tarımsal üretimi fazla olduğundan, parasal getirisi de fazla olmakta olduğundan, bu bitkilerde çalışan bitki ıslahçıları ve bazı Ar-Ge’ciler bu mevzuat kapsamında diğer bitkilerde çalışanlardan en az on kat fazla pay alabiliyorlar. Adeta bu gelirin tek sahibiymiş gibi!

Hangi birimde çalışacakları konusunda net kriterlerin olmadığı ve hatta bazen özellikle arpa ve buğday birimlerinde çalışmasına karar verilmesinde kurumun idarecilerinin bile aşıldığı işleyişte hakkaniyet aramak beyhude bir çaba olarak görülüyor. Bu durum araştırmacıların mağduriyetine yol açmakta; bu da gerek çalışma barışını gerekse iş verimini olumsuz yönde etkilemektedir. Takdir edileceği gibi aynı unvan ve eğitim düzeyine sahip araştırmacılar arasında bu şekilde fahiş bir gelir adaletsizliği oluşturulması Anayasa’da belirtilen eşitlik ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir. Doğal olarak buğday ve arpa bitkilerinde çalışan araştırmacıların bu yönerge gereğince yüksek düzeyde gelir elde etmeleri, diğer birimlerde çalışan araştırmacıların da bu hakkı elde etmek için, kendi birimlerini terk ederek ıslahçı hakkından yararlanılabilen birimlerde görev almak istemelerine neden olmaktadır. Bu durum karşısında idareciler de zor durumda kalmaktadır. Çünkü diğer birimlerde de Ülkemiz ve Milletimiz için stratejik öneme sahip bitki gruplarında araştırma ve ıslah çalışmaları yapılmasına ihtiyaç vardır.

Emek ve mesai aynı, üründe devletin, gelir dağıtımdaki farkın tartışması hiç biter mi?

Eğitim seviyesi aynı, mesai süresi aynı, çalışma yılı bir birine yakın, hepsi 657’ye tabi, çalışmadaki emek aynı (örneğin baklagil veya yem bitkilerinde bitki ıslahı çalışanın verdiği emekle arpa ve buğdayda çalışanın emeği ve mesaisi aynı) ama tek fark tahılda ve arpada çalışmış olmak! Hani devletin gelirine ortak olunuyor bari devletin bu alandaki tüm çalışanları eşit bir şekilde ortak olsunlar da bu kavga bitsin! Tıpkı kurumlarda döner sermaye ödemeleri gibi, tıpkı aynı alanda aynı şartlarda çalışanların maaşları gibi taksim yapılsın. Acaba bunu yapıp tartışmaların, kurum içi çekişmelerin, yıllardır süre gelen haksızlıkların önüne geçmek çok mu zor?

M. Murat GÜN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir